erhan

MASALLAR

Ben Aslında Bir Devim Masalı

Mahallenin birinde Veli adında bir küçük çocuk yaşıyormuş. Bu çocuk kendisini dev zannediyormuş. Bu yüzden arkadaşlarına ve çevresindekilere hep benim küçük olduğum bakmayın ben aslın da bir devim deyip duruyormuş. Veli’nin ailesi bu duruma gülüp geçse bile Veli’nin arkadaşları bu durumdan oldukça tedirgin oluyorlarmış. Fakat Veli ile oynamaktan hiç çekinmiyorlarmış.   Veli hiç yalan söylemiyormuş kendisini de hep dev olarak görüyormuş. .Fakat arkadaşların oyun oynamaya çağırdıklarında gitmemek için hep bahane uyduruyormuş. Etrafa ve arkadaşlarına zarar vermemek için hep dikkatli davranıyormuş. Veli dev olduğu için arkadaşlarına zarar vermekten çekiniyormuş. Fakat Veli de arkadaşları gibi küçük olup oyunlar oynamak geliyormuş içinden hep. Bu yüzden bazen kendisini tutamayıp arkadaşlarını yanına koşarak gidiyor, dev olduğunu unutarak akşama kadar oyular oynayıp akşam olunca da evine geliyormuş.

Veli akşam eve geldiğinde yatağa yattığı zaman tekrar dev olduğunu hatırlıyor. Arkadaşlarına zarar vermeden oyun oynadığı için kendisi ile guru duruyormuş. İnceliği ve hassaslığı dolayısıyla kendini kutluyormuş.   Düşünsenize Veli için dev elleri ile arkadaşlarını ebeleyebilmek Veli için büyük bir başarı. Ya da el sıkışırken dev olduğu için arkadaşlarını ellerine zarar vermeden, ayrıca dev gücü olduğu için arkadaşlarının kemikleri kırmadan, koca ağzıyla arkadaşlarını öperken yanaklarını acıtmadan öpmek bir dev için büyük bir başarı sayılmaktadır. Velini günlerini hemen hemen hepsi bunları yapıp yatağına yatarak bunları düşünmekle gelip geçiyormuş. Daha sonra Veli yatağında yaptıklarını düşüne düşüne derin uykuya dalıp geçiyormuş.   Veli yine bir gün kendisini tutamayıp arkadaşları ile oyun oynamaya gitmiş. Kendini arkadaşları ile Velini oyun oynadığı çocuklardan biri ceviz ağacına çıkmış. Bir müddet sonra inemeyeceğini anlayınca başlamış ağlamaya. Sonra Veli ‘nin yanında çocuklardan Veliye dönerek “ Dev olduğu iddia ediyorsun indir o çocuğu o zaman” demişler. Veli de hemen dev olduğuna inanarak dev ellerini ağaçtaki çocuğa uzatmış fakat yetişememiş. Veli bir kez daha deneyerek elini uzatmış ama yine başarılı olamamış. Veli son kez uzatmış ama Veli ‘nin uğraşmaları fayda etmemiş. Elini ağaçtaki çocuğa bir türü yetişip çocuğu bir türlü aşağı indirememiş. Veli endişe ile Ama ama ne oluyor bana diye tereddüt de kapılmış.ben-aslinda-bir-devimDaha sonra arkadaşlarına dönerek “ ben aslında bir devim, devim ben, ben devim diye mırıldanmaya başlamış. Çocuklar Hep bir ağızdan “Dev olsaydın hemen uzanarak indirirdin. Dev olsaydın. Hani devsin dev olsaydın “ diye dalga geçmeye başlamışlar Veli o akşam hem çocuğu indiremediği için hm de arkadaşları kendisi ile alay ettiği için evine oldukça biraz mutlu biraz da ve keyifsiz olarak dönmüş. Ailesi de Veli’nin üzgün olduğunu anlayınca niçin üzgün ve keyifsiz< olduğunu sormuşlar. Veli de bugün bir ceviz ağacında arkadaşlarında birisini kaldığını fakat dev olduğu için de ona elini uzatıp kurtaramadığını, sonra da diğer arkadaşları tarafından alay edildiğini bir bir anne ve babasına anlatmış.   Ailesi de Veli’yi dinledikten sonra üzülmemesi gerektiğini tam tersi mutlu olmasını gerektiğini açıklamış. Sonra anne ve babası Veli ‘ye arkadaşları ile endişelenmeden rahat rahat oynayabileceğini söylemişler. Veli de o günden sonra ve anne babasını konuşmasından sonra dev olmadığını sıradan bir çocuk olduğunu kabullenmiş. Birkaç gün şaşkınlığını üzerinden atamamış ama diğer çocuklara benzeyerek mutlu mesut çocukluğunu sürdürmeye başlamış. Arkadaşları da Veli’nin kendileri gibi normal çocuk olduğunu kabullendiği için çok sevinmişler. Ve Veliyi bağırlarına basmışlar. Eski kendisini dev zannettiği hayatını da bir daha açmayarak Veli ye hiç bahsetmemişler. Aradan uzun günler geçmiş.
 

Dev olduğunu unutan Veli günler sonra arkadaşları ile oyun sırasında arkadaşlarını ellerin sıkarken onlarla kucaklaşırken ya da yanaklarından öperken sertleşmeye ve arkadaşlarını canını yakmaya başlamış Çünkü normal bir çocuk olduğu için dikkat etmesine ince nazik olmasına gerek olmadığı düşünüyormuş.   Arkadaşlarıyla aynı koşullara sahipmiş ama yine de arkadaşları Veli ‘nin bu hareketlerini anne ve babasına şikâyet etmişler Daha sonra Veli ailesinin birkaç uyarısı ile ölçüyü yeniden bulmuş. İyi ki de Veli’yi arkadaşları Velinin hareketlerin ailesine şikâyet etmiş. Bu sayede Veli ailesini birkaç uyarısı ile ölçüyü yakalayarak arkadaşsız kalmaktan kurtulmuş. Veli aslında yaramaz bir çocuk olmasına rağmen bir o kadarda uslu bir çocukmuş. .Veli hayatına bir müddet böyle devam ederken günler de su gibi akıp geçiyormuş. Veli büyümüş tam dokuz yaşına girmiş Veli de yaramazlık ve usluluk bir arada olduğu için dik kafalı her türlü marifetleri olan bir çocuk haline gelmiş.   Günün birinde Veli arkadaşları ile el baş oyunu oynarken üstü başı toz çamur içinde kalmış. Oyunu heyecanına kapılırken arkadaşlarına kendini bir den unutuvermiş. Ortadan kaybolmuş fakat arkadaşları da oyunun heyecanı ile Veli’nin yokluğunu fark etmemişler bile. Akşam olmuş ve tüm çocukları evlere girmesi için anneleri avaz avaz bağırarak çağırıyorlarmış. Ama çocuklarda oyundan kendini alıkoyup evine gidememişler. Ortalık alaca karanlığa bürününce ortaya kocaman bir şey fırlamış Çocuklar korktuğu için çığlık atarak her bir yana kaçışıyorlarmış. Ortalığa çıkan korkunç şey bir devmiş. Neredeyse üç insan büyüklüğündeymiş. Kafası kocama şekilsiz bir yaratıkmış   Çocuklar korkarak anneeeee imdat diye bağırarak kaçışmışlar. Annelerde çok korkmuşlar. Hep bir ağızdan feryat figan bağrışmalar birbirine karışmış. Hep birlik olup sopalarla devin üstüne yürümüşler. Onlar bağırıp ağlaşırken dev tekrar ortadan kaybolmuş. Hangi ara ortadan kaybolduğunu kimse fark edememiş.

Bu dev oyunu Velin kötü bir şakası imiş. Kafasına delikli çuval örtüp elleri ve ayaklarına da uzun sırıklar bağlayıp üstüne de kara çarşafları örterek dev olmanın nasıl olabileceğini anlamakmış. Ama Veli anlayacağını anlamış. Küçükken neden kendisini de zannettiğini.   O da diğer çocuklar gibi masallardaki devlerden çok korktuğu için kendisini dev zannediyormuş. O da diğer çocuklar ve annelerin yerinde olalar kendisi de çok korkarmış. Uyumadan önce iyi ki dev diye bir şey yok muş diyerek uykuya dalmış.


************************************************************************
 

Ayşegül Sirk Cambazı Masalı

Bulutsuz, pürüzsüz ve bol yıldızlı bir yaz gecesinde uykusuzluktan kapanmak üzere olan gözlerini dinlendirmek için Ayşegül, oyuncaklarını aklına bile getirmeden derin bir uyku çekmek için odasına gitti. Üzerindeki elbiseleri değiştirerek gecelik kıyafetlerini giyindi ve çarçabuk yatağına girdi. Başını yastığa koyar koymaz o kadar güzel bir uykuya daldı ki yanı başında beliren peri kızlarını kıskandırmaya çalışan bir güzel endam ile ışığını söndürdüğü odanın loşluğuna gülümsüyordu uykusunda…

 

Gecenin karanlığında yıldızların ışığı pencereden vurunca loş ışıklar altında kalan odasında peri kızlarını kıskandırmaya çalışan Ayşegül’ün oyuncakları bu duruma tepkisiz kalmamıştı. Ayşegül’ün gülen güzel yüzünde kendilerini ilgisiz bırakmış olmasından kaynaklanan bir hissiyat göremedikleri için mutsuz şekilde köşelerinde oturuyorlardı. Ayşegül peri kızlarını kıskandıran gülümseyişi rüyasında gördüğü rüya nedeniyle odaya yaymaktadır. Peri kızları bu durumdan habersiz olsa da Ayşegül’ün içli gülüşüyle kıskançlıklarını arttırmaktadırlar.

aysegul-masali

Haksız da değillerdir. Çünkü bilseler ki Ayşegül ışıklar altında, iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalığın izlediği bir sahnede üzerindeki giysisi ile sahnenin pistinde alımlı ve gösterişli bir yürüyüş ile ilerleyip daha sonra sirkteki aşırı kalabalığı selamladı. Ayşegül rüyasında bir sirkte çalışıyordu. O yoğun kalabalığın tamamını öğrenciler oluşturuyordu. Sirkte yapılan gösteriye o gün sadece öğrenciler katılmıştı. Çünkü bu gösteri sadece öğrenciler için hazırlanmıştı. Öğrencilerden oluşan bu büyük kalabalığı parlak ışıklar altında selamlayan Ayşegül çok mutluydu. Ayşegül, öğrencileri selamladığı sırada konuşmaya başladı.

 

-Sevgili öğrenciler, değerli misafirlerim. Hazır mısınız? Eğlence zamanı şimdi başlıyor. Dedi.

 

Gösteriyi izlemeye gelen çocuklar bu konuşmadan sonra çok mutlu oldular. Hep birlikte Ayşegül’ü alkışlamaya başladılar. Ayşegül bu sırada gösteri alanında bulunan bir oturağa oturdu. Nermin isimli bebeğini söylediği ninniler eşliğinde sallayarak uyutmaya çalıştı. Ayşegül bebeği Nermin’i uyutmaya çalışırken yanına Sap ve Sup adında iki palyaço geldi. İsmi Sap olan Ayşegül’e bakarak konuşmaya başladı.

 

-Günaydın Ayşegül. Eğer bebeğini uyutamıyorsan ona bir hikâye anlatarak uyumasını sağlayabilirim. Dedi. Bunun üzerine Ayşegül, yaşadığı duyguya göre gülen veya ağlayan bebeğini salladığı yerden aldı ve kucağında tutmaya başladı. Bu sırada Sap ile konuşmaya devam etti.

aysegul-sirk-cambazi

-Nermin’e hangi hikâyeyi anlatacaksın Sap? Diye sordu.

 

Sap bu soruya cevap olarak: Bir kaza geçirdiği için kulakları olmayan filin hayat hikayesini anlatanmasalı anlatacağım. Dedi.

 

Sap, bir müddet bahsettiği hikâyeyi anlattı. Sap’ın anlattığı hikâye bitince gösteri sırası Ayşegül’e gelmişti. Bu nedenle Ayşegül üzerini değiştirmek ve gösteri kıyafetlerini giymek için soyunma- giyinme odasına gitti. Bu giyinme odası bir sirkte bulunan bir giyinme odasıydı. Bu nedenle bir sirkte gösteri yapan insanların giydikleri elbiseler bulunmaktaydı. Bu elbiseler çok farklı ve tuhaf elbiselerdi. Ayşegül, bu elbiselerden gösterisi sırasında giymesi gereken elbiseyi giymekten vazgeçti. Çünkü bu elbiseyi giymek için yeterli vakit kalmamıştı. Biran önce gösteriye hazırlanmış olması gerekirdi. Elbise giymeyi bırakıp makyajını tamamlamaya karar verdi ve makyaj yapmaya başladı. Ayşegül, makyaj yaparken annesini taklit etti. Dudaklarına ve gözlerine annesinin yaptığı gibi makyaj yaptı. Fındık da oldukça güzel giyinmiş ve tam bir delikanlı görünümü almıştı. Ayşegül’ün yapacağı gösteride Fındık da rol almıştı. Fındık’ın gösterideki rolü eğlenceli bir işti bu yüzden keyfi yerindeydi. Fındık gösterideki rolünü bisiklete binerek gerçekleştirecekti.
 

Ayşegül de Fındık gibi bisikletle gösterisini yapacaktı. Ayşegül’ün kullandığı bisiklet çok güzel ve parlak bir bisikletti. Bu bisiklet pistteyken güneş gibi parıldıyordu. Ayşegül bu bisikletle birlikte piste çıkınca gösteriyi izlemeye gelen öğrencilerin yoğun ve aşırı ilgisi ile karşılaştı. Sirkte bulunan öğrencilerin alkışları birden patlayan bir ses bombası etkisi gibi bütün sirkin içinde yankılandı. Fındık, Ayşegül’ün kullandığı bisikletin üzerindeydi. Gösteriyi aynı bisikletle düzenliyorlardı.

 

Fındık’ın bisiklet üzerinde yapması gereken hareketlerden biri de bisikletin direksiyonu üzerindeyken ellerinin üzerinde durmasıydı. Fındık bu gösterisini başarılı bir şekilde yapıyordu. Ayşegül ile Fındık gösterilerini başarılı bir şekilde sürdürürken pistte bulunan palyaçolar da türlü gösteriler yapıyor ve öğrencilerin coşkulu şekilde eğlenmelerini sağlıyorlardı. Öğrenciler kendilerini bu denli fazla eğlendiren bu gösterileri yapanları sadece alkışları ile ödüllendirmiyorlardı. Aynı zamanda ‘’aferin Ayşegül, tebrikler Fındık’’ diye bağırarak da gösteriyi beğendiklerini belli etmeye çalışıyorlardı.

 

Ayşegül ile Fındık’ın günlerce çalışarak yapmaya çalıştıkları gösterinin en iyi oyuncusu Fındık’tı. Ayşegül, Fındık’ı günlerce çalıştırmasına rağmen gösteri sırasında başarısız olacak diye endişeleniyordu. Ancak Fındık, Ayşegül’ün ve kendisinin emeğini boşuna çıkartmamıştı. Bu gösteriden sonra sıra diğer gösteriye gelmişti. İkinci gösteriyi ise tekerlekli patenle yapacaklardı.

sirk-cambazi-masallari

İkinci gösteriyi de Fındık yapacaktı. Ayşegül’ün tereddütlerini gidermek için Fındık, ‘’sen hiç üzülme Ayşegül ablacığım, ben seni üzmem’’ dedi ve şapkasını düzelterek gösteriyi gerçekleştirmek için harekete geçti.

 

Ayşegül, Fındık’ı seyrederken aklından tekerlekli patenti ne de güzel kullanıyor diye bir düşünce geçirdi. Ayşegül, bu düşüncesine Fındık’ın büyük başarısını ödüllendiren bir alkışlama ile destek verdi ve yanılmadığını anlamanın mutluluğunu yaşadı.

 

Sıra yeniden Ayşegül’e gelmişti. Ayşegül bu defa gösterisini at terbiyecisi olarak yapacaktı. Ayşegül piste çıkmak üzereyken Fındık: Ayşegül Abla, gösteriyi yapacağın iki ata aynı anda güzel bir harmandalı oynatabilirsen gösteriyi izlemeye gelenleri eğlenceden ve mutluluktan delirtebilirsin. Dedi. Ayşegül, gösteriye başlayınca Fındık’ın tavsiyesini yerine getirmeye karar verdi. Ayşegül henüz bu kararı uygulayacağını belli etmemişti ki sirkin orkestrası harmandalı şarkısının melodisini çalmaya başladı. Şarkı çalmaya başlamadan önce Ayşegül, beyaz renkli ve Yıldırım isimli ata ödülünü verdi. Bu ödül peşin verilmiş bir ödüldü ve şekerdi. Ayşegül şekerini yedirdikten sonra çalan harmandalı şarkısına önce siyah olan at Fırtına eşlik etti. Bu eşliği harmandalı oynayarak yerine getirdi.

 

Fırtına harmandalı oynarken Yıldırım da Fırtına’ya ayak uydurarak harmandalı oynamaya başladı. Bu oyun bir süre devam ettikten sonra gösterilere ara verildi. Verilen ara da yaklaşık on-on beş dakika sürdü. Yaklaşık on beş dakika süren bu arada Ayşegül, gösteriyi seyretmeye gelen çocuklara bazı ürünlerden sattı. Bu ürünler arasında çikolata, dondurma gibi ürünler vardı. Ayşegül çocuklara ürün satarken üzerinde sirkte giydiği kırmızı renkli elbisesi vardı. Bu elbise Ayşegül’e çok yakışıyordu. Bu kıyafet sirkin üniforması niteliğindeydi. www.Ask-Seninle-Guzel.Tr.gg Bu arada ön sıralarda oturan iki tane kız öğrenci birbirlerinin kulağına eğilerek fısıldadılar.

 

Öğrencilerden birisi: Ayşegül’ün saçlarını kestirdiğini fark ettin mi? Bana göre uzun saç Ayşegül’e daha çok yakışıyordu. Dedi.

 

Öteki öğrenci ise: Bana sorarsan Ayşegül’e kısa saç da çok yakışıyor. Annesi istediği için saçlarını kesmiş olmalı. Annesini kırmaktansa saçlarını kesmeyi tercih etmiş anlaşılan.

**********************************************************************
 

                                                    Kibritçi Kız


Çok ama çok soğuk, buz gibi bir yılbaşı gecesiydi. Gerçekten de kavuran bir soğuk vardı. İnsanın ta iliklerine kadar soğuğu hissettiği gecelerden birisiydi. Yoldan geçen herkes paltoların yakalarını kaldırıp atkılarına iyice sarılarak yürüyorlardı. Bu insanlardan kimisi evine yetişmeye çalışıyor, kimisi ise geceyi eğlenerek geçireceği mekana doğru gidiyordu. İşin gerçeği herkes ısınabileceği bir yere gidiyordu.

Çocuklar ise ebeveynelerin yanında bir sağa bir sola koşturarak yürüyor, gözüne kestirdikleri diğer çocuklara kartopu atıyorlardı. Böylesine soğuk bir gecenin keyfini en çok bu çocuklar çıkarıyordu. Çocuklar, kahkaha atıp mutluluklarını belli ediyorlardı. Bu çocukların içerisinde bir çocuk vardı ki, diğerlerine hiç benzemiyordu. Gelip geçenlerin hiç ilgisini çekmeyen bir çocuktu. Ufacık, minicik bir kız çocuğuydu bu. Başında bere yok, elbisesi ise yamalarla bezeliydi. Bir evin kapısının önünde büzülüp ayaklarını altına doğru sokmuştu. Soğuktan o kadar çok etkilenmişti ki, adeta tir tir titriyordu. Kapının önündeki taş basamak çok soğuktu. Bu kızcağız sanki gecenin tüm soğuğunu kendi bedeninde hissediyordu.

Önünde bir mukavva kartonun içerisine sıralanan kibrit kutularına bakıp gözlerini yaşartıyordu. O soğuk günde bir tek kibrit kutusu dahi satamamıştı. Kibrit kutusu satabilseydi adlığı para ile evinin yolunu tutar ve annesinin elinden bir tas çorba içebilirdi. Annesine kibrit kutusu satamadığını söylemek istemediği için eve gitmiyordu. Soğuktan kısılan sesiyle “Kibrit var, kibrit” diye bağırıyordu. Küçük kızın sesine hiçbir baş dönüp bakmıyordu bile… Bırakını sesini duymayı kızın orada olduğundan bile kimsenin haberi yoktu.

Kızın ayakları çok üşüyordu, içinden keşke ayaklarımda terliklerim olsaydı diye geçiriyordu. Bundan kısa bir süre önce sokaklarda dolaşırken hızla geçen bir arabadan kaçmak için hamle yaptığında terlikleri ayağından çıkmıştı. Arabadan kurtulunca geriye dönüp baktığında hınzır ve yaramaz bir çocuk terliklerini aldığı gibi kaçmıştı. Küçük kız, çocuğun terliklerini neden aldığına herhangi bir anlam veremiyordu. Hep “Neden?” diye soruyordu kendi kendine. Bu olaydan sonra bir kapının önüne sığınıp oraya oturmuştu. Parmakları soğuktan donmuş ve sızlamaya başlamıştı artık. Küçük kız, bu fevkalade acıya dayanamadı ve kibrit kutularından bir kibrit çıkarıp yaktı. Uyuşan parmakları kibrit çöpünü elinden düşürmeden zor tutuyordu. Kızcağızın elleri titreyerek zorla duvara kibrit çöpünü sürttü. Kibrit duvara sürtünür sürtünmez hemen alev aldı, alev kızın gözünde minik ama çok tatlıydı.
 

Küçük kibritçi kız, kibrit çöpünü bir elinden diğer eline hızla geçirerek ısınmaya çalıyordu. Kızın adeta içi ısınmıştı; çünkü kendi alev alev yanan bir ocağın karşısında hissediyordu. Gözleri aleve bakan küçük kız bir riya içinde olduğunu sandı. Kocaman bir odanın içinde yanan şöminenin karşısındaydı. Arkasında bir yünlü hırka, ayağında ise kürkten yapılmış terlikler duruyordu. O kadar sıcaktı ki, her yanı ısınmıştı. Kız, bunları düşünürken elindeki kibrit sönüverdi. Kibritçi kızın parmakları yeniden eski soğuğu hissetmeye başlamıştı.

Kibritçi kız, ikinci bir kibrit daha yaktı. Bu arada hava daha da soğumuştu. Kız, aleve bakarken karşısındaki duvar birden açıldı ve içerisi göründü. Odanın içerisinde geniş bir oda vardı. Kar kadar beyaz örtüyle serili bir masanın üzerinden envaiçeşit yiyecekler vardı.. Sofrada gümüş mumluklar yanıyor ve etrafı aydınlatıyordu. Kibritçi kızın gözleri sofranın tam ortasına bir tabağa yerleştirilmiş çok iyi kızartılmış tavuktaydı. Ağzı sulandı. Elini tabağa doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna gelmişti, parmağını yakıyordu. Kız, çöpü birden yere attı. Atmasıyla birlikte, yılbaşı sofrası siliniverdi, bir baktı ki karşısında yalnızca taş duvar var.

Kibritleri bitmesine rağmen ısınabilmek için bir tane daha kibrit yaktı. Bir yaz gecesine gitti aniden. Ayaklarının altındaki toprak kızgın, güneş parıl parıl parlıyordu. Kızın ilikleri yine ısınmıştı. Bu durumun keyfini çıkarırken aniden bir yıldır kaydı. Kızcağız: ‘işte, biri daha öldü’ diye mırıldandı. Birgün ninesi ona şöyle söylemişti: “Her yıldız düştükçe yeryüzünden biri ölür.”. Ninesini hatırlamak ve onu görebilmek için bir kibrit çöpü daha yaktı. Soğuktan kaskatı kesilmiş, beyni durmuştu. Beyinin ona oynadığı hayaller onu çok farklı dünyalarda olduğu sandırıyordu. Kibritin yanan alevinde ninesinin silüetini görüyordu. Ninesi, yağan kar tanelerinin arasından adeta bir meleğe bürünmüş olarak iniyordu… Yavaş yavaş geldi ve torununu kollarının arasına alarak gökyüzüne doğru çıkarmaya başladı…

Ertesi sabah, yoldan geçenler basamaklarda gariban halde donmuş bir kısın ölü bedenini buldular. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

İnsanlar, zavallı kızacağız diye hayıflandılar ve eklediler “Demek ki ısınmak için kibritleri yakmış.”. Bunu söyleyenler kibritlerin alevinden kibritçi kızın nasıl hayaller gördüğünü nerden bilebilirlerdi ki!

*******************************************************************************************

Kırmızı Başlıklı Kız Masalı

Çok eski zamanların birinde küçücük bir kız varmış. Küçük kızın annesi ona kırmızı başlıklı bir pelerin almış. Küçük kız bu kırmızı başlıklı pelerini çok ama çok seviyormuş ve üzerinden hiç çıkarmıyormuş. Küçük kızın bu davranışı nedeniyle tüm çevresi ona Kırmızı Başlıklı Kız diyormuş. Bir gün annesi ona seslenmiş: “Büyükannen hâlâ hasta. Hadi giyin de, ona yaptığım şu çöreği götür.” Bunun üzerine Kırmızı Başlıklı Kız üzerini giyinerek eline çöreği almış ve yola koyulmuş.

Annesi küçük kızına “Tavşan Ormanı’ndaki yoldan ayrılma sakın!” diye seslenmiş. Küçük kız da “Ayrılmam anne,” demiş. Kırmızı Başlıklı Kız ormana girip yürümeye başladığında çalılıkların arasından gelen bir ses duymuş. Bu sesin ardından birdenbire yola bir kurt çıkıvermiş. Küçük kız çok ama çok korkmuş. Fakat kurt, küçük kıza hiç de düşmanca bakmıyormuş. “Nereye böyle küçük kız?” diye sormuş kurt.

“Büyükanneme gidiyorum,” demiş Kırmızı Başlıklı Kız. “Tavşan Ormanı’nın sonundaki ilk ev. (Ormanın adını Tavşan Ormanı’ymış). Büyükannem çok hasta. Kurt kıza seslenmiş: “Bak sana ne diyeceğim. Ben hızlıca gidip büyükanneme senin ziyaretine geldiğini söyleyeyim. Sen de yolda çok eğleşmeden hemen gel.” Kurt, hemen oradan ayrılmış, çünkü ormandaki oduncunun onu bulma ihtimali varmış. Eğer kızı hemen orada yemeye çalışırsa oduncunun onu bulmasından korkuyordu.

Kurt büyükannenin evine varmış ve kapıyı çalmış. “Kim o?” diye seslenmiş içeriden yaşlı kadın. Kurt sesini değiştirerek, “Benim, torunun Kırmızı Başlıklı Kız,” demiş. “Yemen için sana çörek getirdim.” “Kapı açık güzelim,” diye seslenmiş Büyükanne. Kurt içeri girer girmez bir hamlede büyükanneyi midesine indirmiş. Biraz sonra Kırmızı Başlıklı Kız Büyükanne’nin kapısını çalmış.

“Kim o?” diye seslenmiş kurt büyükannenin sesini taklit ederek.

“Benim, Kırmızı Başlıklı Kız.”

“Kapı açık güzelim,” diye seslenmiş kurt. “İçeri girebilirsin.”Kırmızı Başlıklı Kız bir an düşünmüş. ‘Büyükannemin sesi neden böyle değişik acaba?’ diye düşünmüş. Aklına büyükannesinin hasta olduğunu gelince tereddüt etmeden içeri girmiş. Kurt, Büyükanne’nin elbiselerini giymiş bir vaziyette yatakta yatıyormuş. Yorganı boğazına kadar çekmiş, içerisi karanlık olsun ve suratı fark edilmesin diye de perdeleri kapatmış.

“Elindekileri oraya bırak da yanıma gel torunum,” demiş kurt.

Kırmızı Başlıklı Kız çöreği masaya koymuş, ama hemen kurdun yanına gitmemiş. Çünkü Büyükannesi bir tuhaf görünüyormuş.

“Kolların neden bu kadar büyük Büyükanne?”

“Seni daha iyi kucaklamak için!” demiş kurt.

“Kulakların neden büyük, peki?”

“Seni daha iyi duyabilmek için!” demiş kurt.

“Gözlerin neden kocaman, peki?”

“Seni daha iyi görebilmek için,” demiş kurt.

“Dişlerin neden sivri peki?”

“Seni daha iyi yiyebilmek için,” demiş kurt.

Son sözünü söyleyen kurt artık kaybedecek vakit yok diyerek yataktan fırlayarak bir lokmadan Kırmızı Başlıklı Kızı yemiş. Ardından büyükanne ve küçük kızın verdiği doygunlukla yatıp uyumuş. Kurt, çok yorgun olduğu aşırı horluyormuş. Bu sırada evin önünden geçen bir avcı kurdun horlamasını duymuş. Büyükannenin başına kötü bir şey geldiğini düşünerek içeri girmeye karar vermiş. Evin içine girdiğinde kurdu görmüş ve orada nelerin olup bittiğini bir çırpıda anlayıvermiş. “Aylardır senin peşindeyim pis yaratık,” diye bağırmış avcı ve elindeki baltasını kullanarak kurdun başını kesivermiş. Bunun ardından öncelikle büyükanneyi sonrasında da Kırmızı Başlıklı Kız’ı kurdun karnından sapasağlam çıkarmış. İkisi de gayet sağlıklıymış.

Kırmızı Başlıklı Kız’ın getirdiği çöreği büyükanne bir güzel yemiş. Ardından Kırmızı Başlıklı Kız, büyükannesine kurtların sözüne asla inanmayacağına dair söz vermiş. Daha sonra evin yolunu tutmuş. Ormandaki tüm tavşanların saklandıkları gizli yerlerden ortaya çıktıklarını görmüş. Bu zamandan sonra orman eski neşesine kavuşmuş ve tüm tavşanlar ormanı doldurmuş.








Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Siteniz:
Mesajın:
Photo Sharing and Video Hosting at             Photobucket